30 Haziran 2012 Cumartesi

Albert Camus/YABANCI


Bu kitabı sevgili asabi bakire'nin blogunda gordukten sonra okumaya karar vermistim. Iyi ki de okumusum. Elimden bırakmama firsat kalmadan akıp gitti kitap. Okurken bir cok yerin altını cizdim durdum, o kadar dolu dolu bir kitaptı ki. Iyiki okumusum. Cok begendim!


YABANCI herkes gibi olmayı reddettigi icin topludan uzaklasıp yabancılasan Meursault'un hikayesini anlatıyor. Kitap "Anam ölmüş bugün. Belki de dün, bilmiyorum." cümleleriyle başlıyor. Camus tam o anda hissettiriyor Meursault'un normal bir tipleme olmayacağını. Ve tum kitap boyunca hafif bir saskınlıkla okuyoruz Meursault'un hikayesini. Kendimize bile soylemeye cesaret edemeyecegimiz seyleri bir cırpıda gözler onune seriyor ve asıl ilginc olansa biz bunları yadırgamadan kabul edebiliyoruz.Siddetle tavsiye ediyorum herkese. Meursault'un dunyası size de cok iyi gelecek.

Alıntılara gecmeden Zeki Demirkubuz'un YABANCI'dan esinlendigi bir filmi var YAZGI. Ben en kısa zamanda izlemek istiyorum. Sizde bir bakayım derseniz buyrun




''Her seyin anlamsız oldugunu soyledigimiz anda bile anlamlı bir sey söylemis oluyoruz'' Syf:10 (önsöz)

"Asagı yukarı bütün normal insanlar, sevdikleri kimselerin ölümünü az cok istemislerdir." Syf:64

"Tutuklulugumun baslarında, bana en agır gelen sey: özgür bir insan gibi düsünmemdi." Syf:74

 "O zaman anladım ki, dısarıda bir gun yasamıs olan bir insan, cezaevinde hic sınti cekmeden bin yıl yasayabilir. Cunku canılmayacak kadar anıları olacaktır, bu da bir bakıma kazanc sayır." Syf:76

 "Her sey dogru, ama hicbir sey dogru degil!" Syf:85

 "Aslında, insanın eninde sonunda alısamayacagı hicbir fikir yoktur." Syf:105


29 Haziran 2012 Cuma

mırın kırın




Neden bizleri hala tek kalıba sıgdırmaya calısıyorlar? Bırakın herkes iyi oldugu kendini mutlu hissettigi seyle mesgul olsun. Onun kızı iyi yemek yapıyor, ötekisi günlerde boy gosteriyor diye aynı seyin benden de beklenmesi cok mantıksız degıl mi? Bırakın artık beni. Kitaplarımla, filmlerimle, bilgisayarımla mesgul olayım. Ben böyle mutluyum dahası ne! 
Heh bu arada.
Dünyadaki herkes beni  biraz yalnız bırakabilir mi? Kafamı dinlemek istiyorumda *.*

27 Haziran 2012 Çarşamba

Elif Safak/İSKENDER


Kücük canavarların bizim evi istila ettigi günlerde odama kapanıp iki günde bitirdim bu kitabı. Ilk cıktıgı zamanlar tereddütlerim vardı kitap hakkında. Elif Safak'ın kapak icin erkek kılıgında poz vermesine anlam verememistim.-ki kitabı okudum hala da anlam veremiyorum ya- Okumakta istememiştim yani. Ama gecende Vikitap'daki okuma kulübünde hazıran ayının kitabının İskender oldugunu gorünce etkinlige katılmak icin okumaya karar verdim.


Kitap icinde bolca karakteri barındırıyor, mekan ise kimi zaman Fırat Nehri yakınlarında bir koy kimi zaman Londra. Benim icin guzel yanı istedigim kararakteri kafamda ana karakter olarak belirleyebilmem oldu, cünkü yazar hic bir karakterin hakkını yememiş. Ana karakterim cogu zaman Cemile'ydi - bu karakterden cok etkilendigimi soyleyebilirim-  aynı zamanda Esma karakterinde kendimden cok şey buldum.

 Kitabın sonu hic duşunmedigim bir şekilde gercekleşti biraz hayal kırıklıgına ugradıgımı soyleyebilirim.Ben kitabın sonunu cok daha farklı dusünmüştüm. Okumayanlar icin daha fazla kurcalamıyorum buraları. Edebi yonden yazarın diger kitaplarına gore daha zayıf, olayların uzerine daha cok gidilmiş sanki. Bu da İskender'i cok cabuk okunabilen bir haline getirmiş.

Ve son olarak Vikitap'tan takip etmek isterseniz ben burdayım efendim beklerim :D


24 Haziran 2012 Pazar

ah cocuklar :|


 Iki gündür evde iki canavalarla yaşıyorum, hemde ne canavar. Biri 7 yaşinda ve sürekli şiddet icerikli oyunlar oynamak istiyor.Sık sık kullandıgı cumleler ''Hadi ben dovüş kahramanıyım, sen kotü adamsın'' ''Hadi sen ormana git, aslandan korkunca beni cagır'' Nasıl bir hayal gücüdür arkadaş ya cocuklara kitap yazdırmak lazım fantastik turunun anasını aglarlar yeminle. :D

 Otekisi 4 yasında tombis bir kız cocugu. Sürekli ''Abla bana bileklik veyiymisin? Bana oje suyeymisin?'' tarzında cümleler kuruyor. Abisine gore daha sakin tabi. :D


 Ikisiyle de basta cok iyi anlasıyordum, tabi bu olay sadece bir saat surdu. Napayim ocuklara karsi daha fazla sabrım cok. Severim, operim, oynarim bittii. Hadi annenize yavrum naş naş! :D

 Tabi bunlar iki günlük misafir olunca kendimi odama kapatıp kitaplarımdaki dostlarıma verdim kendimi. Insanin büyügüne de kücügüne de fazla dayanamıyorum napayım. Oyse bizim evdeki herkes cocuklarla bıkmadan oynar, her sorularını sabırla cevaplarlar. Bu durum benim cöpten bulma ihtimallerini getiriyor akıllara. :P


Cocuk demisken asagıdaki video'yu da izleyin cocukların hayal gucunu cok net anlatıyor.




  kaynak

21 Haziran 2012 Perşembe

Buket Uzuner/YOLDA


Son iki gündür evde kitap okuyup film izlemekten fazla bir şey yapmıyorum. Aslında cok da keyifli bunları yapmak. Güzel bir film izlemek, güzel bir kitap okumak yani güzel şeyler bunlar. :D

Neyse daha fazla konumdan sapmadan Buket Uzuner'in Yolda kitabından bahsetmek istiyorum. Bu kitabi iki sene evvel sehrimize gelen Buket Uzuner'e imzalatmıştım ama kendisi adımı yanlış yazıp imzalayınca cocukca bir duyguyla okumak gelmemişti icimden. Kitaplıkta bekliyordu oyle. :D Gecen gün dedim ki küs kalmak nereye kadar bak o da cok üzgün, okunmak icin bekliyor oylece. :P Sonra daha fazla kayıtsız kalamayıp okudum kitabı. Okudukca keyif aldım ve kitaba küs kaldıgım iki yıl icin kızdım kendime.

Kitap gezgin yazar Buket Uzuner'in tamamı yollarda gecen sıradan insanların sıradışı hikayelerinden olusuyor. Marakes'ten Helsinki'ye Honolulu'dan Madrid'e, Hirosima'dan Berlin'e ve Montreal'e uzanan genis bir cografyada yasanan bu hikayeler icimde her zaman yasayan seyahat etme istegini depreştirdi. Birgün cantamı alıp ''Anne biraz dünyayı gezip gelicem'' deme hayalleri kurdurttu bana ve ben bu kitabı bol bol hayallere dalarak keyifle okudum.




Uzun yolculuklarda yanımızda oturan bir yabancıya bazan en büyük sırrımızı, en tuhaf hikâyelerimizi rahatça anlatırız; çünkü onu bir daha görmeyeceğimizi biliriz. Ama bazan yanımızda oturan gezgin, aslında yollardan hikâyeler toplayan bir yazar olabilir ve bir gün bambaşka bir ad ve renkte kendi hikâyemizi onun sözcükleriyle yazılmış olarak bir kitapta okuyabiliriz... Elbette edebiyatın ‘esirgeyen gökleri , ‘kışkırtıcı rüzgarları ve ‘ürperten yağmurları eşliğinde.


19 Haziran 2012 Salı

Savaş Atı



Savaş Atı Steven Spielberg’in En Iyi Film dahil 6 dalda Oskar Adayı olan son filmi.
1. Dünya Savaşı sırasında geçen “Savaş Atı”, Joey adlı bir at ile onu evcilleştirip eğiten Albert adında genç bir adam arasındaki muazzam dostlukla başlıyor. İkili mecburen ayrı düşüyor ve sonrasi atın savas boyunca yaptigi sıra dısı yolculukla devam ediyor.Joey’in sadece Albert ile degil karsılaştıgı her insanda bıraktıgı etkileri de konu aldıgı icin oldukca uzun bir film.



Buyuk bir kitlenin beklentisini karşılayamamasına ragmen ben sevdim bu filmi arkadaş.Hic sıkılmadan her sahnesinden tat alarak izledim, çogu sahnesinde aglattı beni. 
Film bittikten sonrada bir at sevgisi oluştu icimde, ata binesim geldi vallahi. :D






18 Haziran 2012 Pazartesi

boş durmak yok!

Dunku sıkıntı dolu hallerimden sonra bugun gerekenler yapıldı. Benim gibi tatilde boş boş durmayı sevmeyen arkadaşlarımla kursları araştırdık.

Simdi şoyle bir bakacak olursak. Once YGS'ye yonelik calısmalara başlamak adına matematik-fizik kursuna yazıldık. Temposu gayet yavaş olan bir kurs olacak, bu yuzden yaz tatilinde hem arakadaslarimla sık sık goruşme imkanı bulacagım hem de eksiklerimi kapatmaya başlayacagım. Bir tasla iki kuş yani. Cok iyi oldu bu evet evet. :D

Sonra dedik hadi birazda kafa dagıtabilecegimiz bir şeylere bakalım halk egitim merkezinin yolunu tuttuk. Orada da basketbol-step kurslarini begendik. Halk egitimin iyi yani kursların ucretinin cok az olması, tam ogrenci işi yani. Basketbol 40 TL, Step 20 TL iki ay surecek olan kursların toplam ucreti bu şaka gibi.  Kurslar temmuzda başlayacak, ve artık evde sıkıntıdan patlamak zorunda olmayacagım.



Bugun cok guzel bir ruzgar esiyor, ılık bir hava var, tum kosullar benim parklarda bisiklete binmem icin olusturulmuş sanki. Simdi bunu yapmasam olmaz degil mi? Hadi ben gittim. :D

17 Haziran 2012 Pazar

vakit geçmek bilmiyor




Kışın okul, dershane, yazılılar falan filan derken basımı kaşıyacak vaktim olmazdı. Peki ya şimdi? Yapacak hiçbir şeyim yok. Boşlukta gibiyim. Ohh ne guzel kafami dinlerim kendime vakit ayırayım diyordum başta. Ama yok olmuyor. Ne yaparsan yap vakit geçmiyor. Günlük aktivitelerim:uyanmak-kahvaltı-bir dizi gündüz kusagı programları - internet- kitap- film-uyku kısır dongüsü icersinde uzanip gidiyor. Tabi yetmiyor bana. Alışmışım bir kere yogun tempolara. Ama artık bu duruma bir hal care bulmanın zamanı geldi. Evde duracak insan degilmişim anladım.





 Kendime Not!
Hemen çevrendeki kursları, kampları, faaliyetleri arastır. Kayıt ol. Ve sosyalleş
Aksi taktirde bu kısır dongu seni yer bitirir :D


15 Haziran 2012 Cuma

Tuvalet Kağıdı



Uzun suredir sinsi sinsi takip ediyordum blogları. Ee artık zamanı gelmişti buraların tozunu attırmanın :P
Bende oturdum basladım yazmaya.
Umarım eğlenceli olur her şey. :)














                                                                                                        (eskiler Bambi derdi. :P )