30 Ağustos 2012 Perşembe

Posta kutusunda bulunan gizemli bir zarf herkesin kalbini yumuşatabilirmiş!



Bu bayram arkadaşlarıma bayram kartları yazmıştım hani. Günlerce uğraşmıştım onlar için kart ara, zarf ara içlerine özel şeylerle doldur... Sadece 'iyi bayramlar' yazıp geçiştirmedim, hep saklasınlar diye çok özendim. Bunları yaparken içimde hep ''ya değer vermezlerse'' düşüncesi olmuştu. Sonuçta hepsi ufak incelikleri anlayıp mutlu olabilen insanlar değildi .Ama kartlar ulaştıktan sonra hepsinin sırayla bir telefon edişi vardı ki! Aman allahım, bayram boyu telefonum susmadı. Hepsi o kadar heyecanlı ve samimiydi ki konuşurken. Sürekli çok mutlu olduklarını, ilk defa böyle bir kart aldıklarını, çok iyi akıl ettiğimi söyleyip durdular. Böyle şeylere değer verecek en son insan olduğunu düşündüğüm arkadaşımın bile kartını aldıktan sonra heyecanla bana telefon etmesi, insanlar hakkındaki peşin hükümlü olmamam hakkında iyi bir ders verdi bana.O kadar mutlu oldum ki her telefondan sonra 'iyi ki yapmışım bunu' dedim rahatlıkla. Ve bütün kartlarımda kullandığım sloganımı doğrulamış oldum. Bence herkes posta kutusunda B.İ.M broşürü yerine, kendisi için renkli bir zarf bulduğunda mutlu olur.
Bence böyle, sizce?




 Unutmadan Karin'in kitaplarının arasına koyduğu bayram kartı. Benim aldığım ilk karttı. 
Teşekkürler canım o kadar iyisin ki! ^^

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Murathan Mungan/YEDİ KAPILI KIRK ODA


 Kitabı elinize aldığınızda yedi kapı çıkıyor karşınıza. Her kapının ardında kırk odaya dağılmış hikayeler var. Hepsi o kadar güzel ve düşündürücü ki. Murathan Mungan'ın kalemine hayran oldum henüz ilk kitabını okumama rağmen.

Bana bu kitabı hediye edip belki de ilerde daha çok kitabını okuyacağım bu yazarla tanışmama vesile olan NarÇelen'e kucak dolusu sevgilerle.



 ''Bir kaç karış kelime yerine, sessizlikle kavranmış doğrular, çok daha iyi bir bağ sağlar yalnızlar arasında '' Syf:33

''Söze 'bir zamanlar' diye başlamak, sözü ne kadar eskitebilir ki? Tarihin bütün zamanları eskidir. Şimdi'den bakıldığında hep eskir. Tarih ancak nasıl anlatıldığıyla yaklaşır bize.'' Syf:60

''Bazı anlar yaşanırken değil, ancak yazıldıklarında görülürler.'' Syf:97

''Aşkın bir edebi tür olarak karşılığı genellikle şiir ya da roman sanılır. Oysa bence aşkın edebiyat karşılığı denemedir. Aşk dener çünkü. Her seferinde bir kez daha dener.'' Syf:279

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Nazan Bekiroğlu/YUSUF ile ZÜLEYHA

 'Yusuf ile Züleyha' yüzyılardır dilden dile dolaşarak kaç insan tanımış, kaç iklim görmüş geçirmiş bir halk hikayesi, bir aşk hikayesi. Dünyanın en güzel insanı olarak bilinenYusuf peygamber ile dönemin en güçlü kadınlarından Zülayha'nın aşkını anlatan bu hikayeyi günümüzde sade, açık ve masalsı anlatımıyla Nazan Bekiroğlu'nun kaleminden okuyoruz.

Hikayede Yusuf (yani erkek), güzelliği; Züleyha(yani kadın) aşkı simgeler. İşte bu aşk hikayesini diğerlerinden ayıran da budur. Bugüne kadar okuduğumuz hikayelerde hep sevilen hep nazlı taraf olan kadın karakter bu sefer Leyla'sı uğruna çöllere düşen bir Mecnun, Şirin'ine ulaşmak için dağları delen bir Ferhat oluverir.

Bugüne kadar okuduğum aşk hikayelerinin çok dışında, bambaşka bir hikaye. Bir kadın olarak tarihte böyle güçlü kadın karakterleri olduğunu bilmek güzel. 


''Züleyha Yusuf'a bir mektup yazmaya başlayınca. Yusuf diye başladı. Yusuf diye bitirdi. Gördü ki hitaptan öteye geçemedi. Anladı ki aşkın namesinde ser-nameden öte kelam yok. Ve Züleyha'nın lügatinde Yusuf'tan öte sözcük yok.'' Syf:130

23 Ağustos 2012 Perşembe

bir iyi, bir kötü

Dönüşte bir iyi bir de kötü şeyle karşılaştım.
İyi olan şuydu. Rüzgara Doğru'nun kitaplaşma etkinliğinde Karin'le eşleşmiştik. İlk mesajlaşmalarımızdan beri içim ısınmıştı, onunla eşleştiğim için çok mutlu olmuştum.Eve döndüğümde odamda bir paket  karşıladı beni. O kadar mutlu oldum ki yol yorgunluğunu falan unuttum gitti. Benim için hazırladığı paketi, içindeki güzel kitapları ve sıcacık notunu görünce de çok şanslı olduğumu hissettim, iyi ki tanımışım onu.^^



İşte kitaplarım. İkisi de okumak için can attığım, nefis kitaplar. Karin'cim gerçekten mükemmel tercihler yapmışsın , çok teşekkür ediyorum sana.^^

Hediyelerin fotoğraflarını koymak yerine böyle internetten kopyalayıp koyduğum fotoğrafların nedenine gelince, işte o da kötü haber.
Giderken internet bağlantısında ufak tefek sorunlarla bıraktığım bilgisayarımı eve döndüğümde çoktan hakkın rahmetine kavuşmuş buldum. Oysaki ben kaç gündür başında sabahlayacağım günlerin hayalini kuruyordum. hem şurada okulun açılmasına bir ay gibi bir zaman kalmışken...
Olacak iş miydi bu şimdi. :/
Şimdi bu satırları bizim sokağın terli, nefes kokan, çocuk çocuğun deli gibi oyun oynadığı, kendi gürültüsü yetmezmiş gibi her daim yüksek sesle Ankara havalarının çalınan internet kafesinden yazıyorum.
Daha fazla devam edemeyeceğim :(
Acınası bir haldeyim.
Ağlayacağım.
Böhhü.
:'






18 Ağustos 2012 Cumartesi

uzaklarda bir yerlerde


Ben şimdi evimden, bilgisayarımdan çok uzaktayım.
Rahat rahat karalayamıyorum bloğuma, okuyamıyorum sizleri.
Dönüşte telafi etmek dileğiyle.
Herkese İYİ BAYRAMLAR! :D

15 Ağustos 2012 Çarşamba

William Shakespeare/Romeo ve Juliet





Böyle bir klasik için ne söylenebilir ki.Harf harf, kelime kelime, cümle cümle akıp gitti. Bir de baktım ki bitmiş kitap, Romeo ve Juliet sonsuzluğa kavuşmuş.
Bu yüzyılda, bu klasik aşk hikayesini böylesine zevk alarak okuyabiliyorsak işte buna Shakespeare ustalığı denir. Çok güzeldi. Umarım bir gün sahnede izleme şansı yakalarım.

Jostein Gaarder/Sofi'nin DÜNYASI




Herşey Sofi’nin okuldan evine gelince posta kutusunda adına postalanmış üstünde adres olmayan bir mektup bulmasıyla başlar.
Mektubun üstünde tek bir soru vardır:
Kimsin?


Kimsin?
Kulağa çok basit gelen bir soru değil mi. 
Ama cevaplamaya kalktığında kimsenin net bir şey söyleyemediği bir soru.
İşte kitap geçmişten günümüze bu sorunun cevabını arayan filozofların hikayesini anlatıyor.




Felsefeye bu kitapla başlamamı önermişti herkes. Haklılarmış da. Sofi'nin 15. doğum gününe kadar yaşadıklarını anlatacak gibi duran bir kitap birden felsefe tarihine dalıveriyor.Ve her sayfada yeni bir şey öğreniyorsunuz. Önemli gördüğüm yerlerin altını çizer notlar alırım  hep. Başlarda bu kitap içinde uyguluyordum bunu ama baktım ki neredeyse tüm sayfaları çizmişim. O an bıraktım kağıdı kalemi ve sadece okudum. Göz kapaklarım ağırlaşana kadar okudum, sonra düşündüm, daha sonra düşünmekten yoruldum ve yatıp uyudum. Bir sayfada bir filozofa çok bağlanıyordum ''Aa evet bak doğru işte, aklım yattı'' diyordum, ötekisine geçtiğimde '' Ee bu da doğru söylemiş''. Hangisine inanacağıma şaşıyordum, sonra sıkılıp yatıyordum. Okudukça anladım felsefenin aslında bir düşünceye kapılmak olmadığını, felsefe sadece düşünmekmiş. Doğru ya da yanlış. ''Düşünüyorum, öyleyse varım.''

Çoğu zaman sıkıldığımı, yorulduğumu hissettim. Çünkü hayatı bu denli sorgulamamıştım hiç bir zaman.Şimdi de bazen diyorum 'Bu kadar sorgulamaya da gerek yok ki.' bazen de Goethe'nin sözüne geliyorum '300 yıllık geçmişin tarihini yapmayan insan günübirlik yaşayan insandır.'

Bilemiyorum, felsefeye aniden dalış yapmak beni biraz sarstı sanırım.


13 Ağustos 2012 Pazartesi

Kitap Esintili İki Film


1)YAZGI

     Yazgı Zeki Demirkubuz'un, Albert Camus'un YABANCI adlı kitabından esinlenerek seneryolaştırdığı
bir film. Daha önce kitabından ne kadar etkilendiğimi şurada anlatmıştım.Keza filmde öyle oldu. Zeki Demirkubuz yine ustalığını göstermiş bu filmde kitabın değişen kurgusu çok başarılıydı.Tek sorun filmin biraz durağan geçmesiydi. Kitaptaki konu da çok durağandı tabi ama aynı şey görselliğe dönüştürüldüğünde biraz uyku getirebiliyor. Ancak filmin sonuna doğru Mesut'un savcıyla yaptığı konuşma varya, çok beğendim. Filmin can alıcı sahnesi tam da orasıydı bence.





2)CHAPTER 27
   Chapter 27 Jack Jones'un 'Let Me Take You Down' adlı kitabından uyarlanmış bir biyografi-dram-suç filmi. Filmde The Beatles'ın solisti John Lennon'u öldüren ve aynı zamanda John Lennon'un hayranı da olan katili Mark David Chapman anlatılıyor. Filmin ağır psikolojik ve dramatik bir havası var. Bunun en büyük nedeni ise kahramanın Çavdar Tarlasındaki Çocuklar kitabına olan takıntısı- ki ben de bu kitabı çok ama çok severim- Kahramanımız kitaptaki Holden karakterini kendine yakın buluyor ve adeta  kendini onunla varediyor. Mark David Chapman kitabın dünyasına göre oluşturduğu dünyada yaşıyor ve cinayetten sonra da üzerinde yine bu kitap bulunuyor.
-Filmden sonra okuyasım geldi tekrar.-
Ayrıca başrol oyuncumuz Jared Leto'yu çok başarılı buldum. İyi iş çıkarmış. Hatta bu rol için 25 kilo almış. Bir oyuncu için büyük bir özveri olsa gerek.





Kitap Çekilişi


Katılmak için tıkla.
Son zamanlarda çekilişlere katılmıyordum pek ama bunu görünce kayıtsız kalamadım.
Çok güzeller. Benim olsunlar. :D

12 Ağustos 2012 Pazar

Bayram Kartları





Dışarıda yağmurlu bir hava var.
Hem de ne yağmur şimşekler çakıyor, gök gürüldüyor.
Ben de odamda oturup sevdiklerime bayram kartları hazırlıyorum.
Bunu ilk kez yaptığım için heyecanlıyım biraz.
Ama o kadar güzel bir şeymiş ki.
Kartları seçmek, hepsine uygun rengarenk zarflar almak, içlerine iyi dilekler yazmak...
En iyisi biz bırakalım artık telefonları, mailleri. Mektuplar yazalım, kartlar gönderelim birbirimize.
Hatta dumanla bile haberleşebiliriz, yeter ki samimi bir şeyler yapalım artık.

9 Ağustos 2012 Perşembe

Mim




Sevgili KitapAyracı beni mimlemiş. Sorular da güzelmiş cevaplamadan olmazdı. :D

Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık bir yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan bir yılınızda ne yapardınız? 

Başta bu fikri kabul etmezdim. Ölümden korkuyorum çünkü. Gerçekleşmeyen hayallerim, sevmeyi beklediğim insanlar varken erken bir ölüm fikri bana çok ağır gelirdi. Olur da bu fikre alışabilirsem ilk önce sevdiklerimle vedalaşırdım. Onlarla son kez vakit geçirirdim. Küs olduğum insanlara onları affettiğimi söylerdim. Sonra bol bol yürüyüşe çıkardım, bisiklete binerdim. Datça'ya Olympos'a ve İstanbul'a giderdim. Kapadokya'da balona binerdim. 
Ve bunları bir daha yapamayacak olmanın verdiği üzüntüyle hiçbirinden tat alamazdım.

Fobileriniz, takıntılarınız var mı? Varsa neler?


Takıntılarım var. Mesela açık dolap kapakları, açık çekmeceler onları kapatmadan rahat edemem. Yatağımdan kalkar, dışarıda geri döner kapatırım o kapakları. Başkasının ayakkabısına, çorabına dokunamam. Deodorant meselesinde görmemiş gibiyim şişeyi gördüğüm zaman koltuk altlarımın pudralı deoranta bulanmasından kaçışı yoktur. Ter kokusuna tahammülüm yok. 

Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç bir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?  

İnsansız bir hayat! 
Vaav. Bu hep hayalin kurduğum şey. Artık gizlenmeme gerek yok. Sokaklar bomboş. Aptal bakışlar yok. Cadde cadde, sokak sokak dolaşayım ben de. Her halta karışan mağaza görevlileri olmadan alışveriş daha da eğlenceli. Talan edeyim her şeyi. Imm istediğim kitapları, filmleri de alayım şuradan oh. Evet evet her şey istediğim gibi yalnızlık, sadece ben ve hoşlandığım şeyler
...
Hımmm peki ama bu huzursuzluk nereden çıktı şimdi. Canım sıkılmış olamaz, zaten insanlar olsa da aynı şeyleri yapıyordum. Araba sesleri, çocuk gürültüleri yok ama ben neden şimdi hayatın çok daha anlamsız olduğunu düşünüyorum.Hep böyle bir şey istememiş miydim? Çok garip. Demek ki ne onlarla oluyormuş ne onlarsız. İnsan ne istediği konusunda daha dikkatli olmalı belki de.


 Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız? Neden?


Tabi ki de kendi ülkemden. Karış karış her toprağını gezmek istiyorum. Çoğu ülkede bulamayacağımız kadar tarih, doğa, kültür, deniz var çünkü.



İtiraf edin prens/prenses'e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz?


Öpmek kısmet olmadı yavrum seçenekleri değerlendiyoruz. :P

En son yaşadığınız küçük düşürücü, unutamadığınız olay? 


Geçen gün yolda göz göze geldiğimiz halde selam vermeden yanından geçip gittiğim sınıf arkadaşım. Herkesin içinde beni bir güzel bozunca diyecek bir şey bulamadım. Haklıydı. Ama sevmiyorum o çocuğu ya napim. En son olan bu. Eskilere hiç inmeyelim, bir zamanlar okulumda 'Gaf Kralı' olarak bilinirdim. Hiç gerek yok yani. :D


--- Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey? 


Mp3, deodarant, kitap. 

*Telefonumu hep evde unuturum.

--- En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız?


İşte yıllardır beklediğim şey. Biliyordum, biliyordum uzayda hayat var işte. Canım arkadaşım seninle her galaksiye, her gezegene gelmeye razıyım. Zaten çok sıkıldım buralardan. Hani uzay mekiği nerde?


--- İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapıcağınız ilk şey nedir? 

Tabiki de arkadaşlarımın evine sinsice girip neler karıştırıyorlar izlerdim. Sonra tanımadığım egzantrik tipleri falan incelerdim, gerçekte nasıllar diye.  O okulda hiç çalışmıyorum ama fizikten hep 100 alıyorum çok zekiyim naraları atan insanların nasıl hayvan gibi çalıştıklarını ispatlardım. Koy video kamerayı 5-6 saat kayıt yapsın sonra hooop okulun facebook sayfasına. Çok iyi olurdu ya! :D


Cevaplamaya layık bulurlarsa mimlediklerim  NarÇelen   Öylesine Biri   Venüs'ün Kalbi



7 Ağustos 2012 Salı

Etkisi Altında: Vicdan Azabı


Geçtiğimiz sene bu zamanlar bir dost kazığı yemiştim.
Çok güvendiğim birinin bana bunu yaşatması o kadar canımı yakmıştı ki.
Anında soğumuştum ondan, sarf ettiği onca pişmanlık, özür sözcükleri buz gibi gelmişti.
Aradan bir sene geçti ve ben yeni yeni kendime geliyorum.
Oturum sakince düşündüğümde,  sanki ona haksızlık etmişim gibi hissettim kendimi.
Son bir haftadır bu duyguyu yaşıyorum.
Öyle ki rüyalarımda bile gidip ondan özür dilediğimi falan görüyorum.
Ama ben çok kırılmıştım gerçekten...
Toparlanamamıştım kolay kolay.
Bana yaptığı şey derin yaralar bırakmıştı kalbimde.
Hiç beklemediğim birinden, hiç beklemediğim bir anda hiç beklemediğim bir şey...
Şok üstüne şok.
Şimdi düşünüyorum da her insan hata yapamaz mı?
Acaba benden özür dilediğinde pişman olduğunu söylediğinde affetmeli miydim onu?
Bu dostluk benim yüzümden mi yıkıldı?
O da benim kadar acı çekmiş miydi?
Hiç birinin cevabını veremiyorum.
Ama vicdanım rahat bırakmıyor beni.
Rüyalarım kabusa dönüşüyor, yüzüme kapanan kapılar hata yaptığımı söyleyen insanlar görüyorum.
Keşke bu kadar uzamasaydı her şey, keşke beni henüz olay yeni yaşanmışken bir başıma bırakmasaydı arayıp sorsaydı. Belki o zaman affedebilirdim. Araya bu kadar soğukluk girmezdi.
Şimdiki vicdan muhasemde olmazdı belki de.
İlerde birgün yine bu olay aklıma gelince suçluluk duygusuna kapılmak istemiyorum.
Gerçekten ne yapacağımı bilmiyorum.
Ya vicdan denen şeyi söküp atacağım kalbimden, yoluma öyle devam edeceğim.
Ya hissettiklerimi söyleyeceğim ona.
Ama işte nasıl söyleyeceğim.
Affet beni sen haklıydın tek hatalı bendim mi diyeceğim.
Bu kendime, yaşadıklarıma yapılan bir haksızlık sayılmaz mı.
Hata yapan oydu. Beni üzen, ağlatan oydu.
Peki nerden çıktı şimdi bu vicdan azabı?
Kafamda bir sürü cevapsız soru var ve benim ne yapmam gerektiğine dair hiçbir fikrim yok.

5 Ağustos 2012 Pazar

illa yazacaksak hani



Kulağıma kulaklıklarımı takıp, uzun yürüyüşlere çıkıyorum şu aralar.
O kadar iyi geliyor ki.
Yürüyüş sonunda parklardaki su fıskiyelerinden birine içine atıyorum kendimi. :D
Oh buz gibi, sırılsıklam dönüyorum eve. :D

Şu aralar bir de pasta- börek durumlarına takmış durumdayım. Her gün birini deniyorum. Gelen yorumlar çok mutlu ediyor beni. Mesela geçenlerde kahveli-zencefilli- kek yaptım ev halkı öldü bitti. :D Elimin lezzeti varmış öğrenmiş oldum. Gerçi bugün yaptığım muffinler kalıplardan tepsiye doldu taştı ama ilk seferde olur böyle şeyler dimi ama. :P

İki parça halinde verdiğimiz iftar yemeklerini de şükür atlattık. O kadar yorucuydu ki. Hiçbir şey anlamadım valla. Kalabalık misafir ağırlamak zor iş. Hele evde tek kızsan.

Kursa gelip gidiyorum ama evde kitabın yüzünü açmadım.
Çalışmam gerektiğini biliyorum, fikir olarak kafamda hep var ama pratiğe geçemedim daha.
İlham perimin ( ya da hangi yardımcı periyse artık) bir an önce gelmesini bekliyorum.
En azında iki sene içerisinde bir ara uğrarsa çok iyi olur, ayrı geçirdiğimiz önceki iki senenin özlemini gidermemiz gerekiyor zira.

Kullanıp atılan Tuvalet Kağıdı'ndan sevgiler efenim^^