3 Kasım 2012 Cumartesi

uzun hikaye be arkadaş.

Bugüne delice ağrıyan başımın verdiği rahatsızlıkla uyandım. İki ağrı kesici atıp tekrar uyamak istedim. Ama nasıl bir ağrıysa ilaca tepkisiz kalıp, artarak devam etti. Daha fazla dayanamayacağımı anlayınca kalktım. Dershane için hazırlandım, bir dersi kaçırmıştım bari diğerlerine yetişeyim diye düşündüm. Ders kimyaydı. Ki benim ağrı kesiciler etkisini dersin tam can alıcı noktasında gösterdi sağolsun. Bir an sanki beynim durdu. Bir anlığına beynim yıllardır eksiksiz yerine getirdiği görevi yapmaktan vazgeçmiş gibiydi. :D Baya ilginç bir histi doğrusu. Sonra başımın ağrısı 'pıt' diye kesildi eheh. En çok buna sevindim. 'Uzun Hikaye'yi izlemek istediğimden bahsetmiştim size. Bir arkadaşım bugün 'hadi sinemaya gidelim' deyince direk atladım 'gidelim gidelim' diye. Ders çıkışı sinemanın yolunu tuttuk böylece. Baktık ki en yakın seansa daha iki saat var. Pazarı gezdik bir güzel. Heheyt çok zevkliydi. Ordan kendime polar sıcacık bir pijama kaptım. Kısa günün karı!


Sonra tabi ki film. Ah ne şahaneydi! İşte kitap uyarlaması yapılacaksa böyle yapılmalı arkadaş.O güzel tren manzaraları, mızıka sesleri, yollarda olmanın verdiği haz. Tam benlikti. Kitabını okuduktan sonra yaşadığım o şapşallaşma olayını tekrar yaşattı bana. Eve kadar kafamda sahneler, replikler döndü durdu. Eve gelince ilk işim kitabını karıştırmak oldu, biraz farklılıklar var gibi gelmişti emin olamadım kitaba bakmadın. Evet bir kaç farklılık varmış ama hiç yadırgamadım onlarıda, filmin sonunun bir tık değişik olması da hoştu bence.
Ağrılarla başlayan kötü bir gün güzel bitiyor sanki. Hem gökyüzünde pasparlak bir 'ay' da var. Daha ne isterim.

29 Ekim 2012 Pazartesi

Freud'un ailemle imtihanı.

Odamdaki Freud'un anlamlı afişine tepkiler çığ gibi büyüyor arkadaşlar. Bayram dolayısıyla eve girip çıkan sayısı artınca. Freud'a gelen tepkilerde ani bir artış yaşandı haliyle. Yani amca teyze grubundan yankılanan  ''tövbe estağfirullah, ayıp ayıp! '' laflarını ben değil Freud duysaydı, psikolojiyi bırakır ömrünün geri kalanın organik tarıma adardı heralde. Zira adamın yıllarca yaptığı çalışmalar, araştırmalar falan filan hiç yani. Freud deyince bizim ailede ortaya çıkan profil 'Kafasının üstünde çıplak kadın taşıyan pezevenk herif''den öteye gidemiyor. Ben de bu iğrençliği odamın sınırları içersinde bulunduruyorum diye benim adım da sapığa çıkacak yakında.
Lakin elden ne gelir. Çıkacağı varsa çıksın adımız sapığa deliye divaneye. Biz takılırız kafamıza göre diğmi Freud Baba!

25 Ekim 2012 Perşembe

Kurban Bayramı


Bir bayram daha tanıdık görüntülerle geldi.
Kurbanı keseyim derken kendini kesen acemi kasaplar, otabanlara çıkıp trafiği felç eden kurbanlıklarımız ne mutlu ki eksik değildi. Hatta bu bayram denize giren bir dana bile vardı, sonra sahibinin arkasında kuzu kuzu kesilmeye giden bir kuzu da vardı.Bunlar ilginç şeyler tabi. :D
Yandaki bobi'yi pek başarılı buldum.
Hatta sırf bunu paylaşmak için acelece bir yazı yazmış bulundum affedin.
Sizce de güzel değil mi?
Yapanın ellerine sağlık.
Ve herkese 
MUTLU BAYRAMLAR.

24 Ekim 2012 Çarşamba

canımı sıkan şeyler var

  • Bayram dönüşü yığınla sınavın olması ve benim okul açıldığından beri hiçbir derse doğru düzgün çalışmamış olmam. 
  • Postcrossing'de Rusya'ya ve Tayvan'a 30 küsur gündür gidemeyen kartlarım. 
  • Kilo almam.
  • Geçmek bilmeyen öksürük nöbetlerim.
  • Eskisi gibi kitap okuyamamam.
  • Bazı insanlar.
  • Yarın bayram dolayısıyla erken kalkacak olmam.
  • Son olarak abimin başımda 'bırak artık şu bilgisayarı' diye  hönkürmesi, çok canımı sıkıyor. 




19 Ekim 2012 Cuma

yatakta geçen bir günün sonunda


Günümü yatakta ardarda üç romantik film izleyerek geçirdim.  Şu salyalı sümüklü grip halime en çok bu yakışırdı çünkü. Sıcacık battaniyeye altında, elimde boğazımı yumuşatmak için tükettiğim bir fincan çay ve de herhangi bir salgı saldırısı ihtimaline karşı bulunan bir rulo tuvalet kağıdı. 
Evet evet tam anlamıyla görüntüm buydu.





Angela'nın Küllerini izledim önce. Yani ben onu izlediğimi sanıyordum. Şimdi fotoğraf bulmak için filmi arattığımda,  benim izlediğim filmin Angela'nın Külleri değil Angel-A filmi olduğunu anladım. Kader deyip geçiyorum bu mevzuyu. Filme gelecek olursak. Fantastik-romantik denilen, siyah-beyaz bir film. Borç yığını altında, kendiyle küs bir adamın tam intihar etmek üzereyken tanştığı Angela adlı bir kadınla hayata tutunuşunu izliyoruz.
Biraz garip bir film, daha doğrusu anlatmaya çalıştığı şey neyse ben anlamadım.







İkinci filmim Jane Austen Kitap Kulübü. Kitap konulu bir film olunca ilgilimi çekmişti. Beş kadın bir erkek bir araya gelip her ay bir Jane Austen kitabı okuyorlar. Kitapları okudukları zaman dilimindeki iniş çıkışları, hayatlarının kitaplara olan parallelliği insanın yüzünü gülümsetmeye yetiyor. Jane Austen okuyup seven birinin izlerken daha fazla keyif alacağı bir film.
Benim için de bu filmden sonra, bir Jane Austen kitabı okumak şart oldu.








Son filmim Bir Gün. Sanırım içlerinden en vurucusu buydu. Film 15 Temmuz 1988'de mezuniyet gecesi tanışan Emma ve Dexter'ın dostluğunu ve yıllar geçtikçe güçlenen aşklarını konu ediniyor.
Filmde her yıl 15 Temmuz günü anlatılıyor. 
Aslında her geçen yılımızın, yaşadığımız 'bir gün'le özetlenebileceğini çok iyi anlatan bir film.
Günler önemlidir, çünkü günler hayat demektir.

"Yarın her ne olursa olsun, bugün yaşanmış olacak"