31 Temmuz 2012 Salı
Sinan Yağmur/AŞKIN GÖZYAŞLARI Tebrizli Şems
Sonunda bitirebildim Tebrizli Şems'in ağzından anlatılan bir biyografik roman olan ''Aşkın Gözyaşları''nı.
Daha önce Mevlana'ya ve Tebrizli Şems'e dair Elif Şafak'ın Aşk kitabını okumuştum, orada Şems'i tam olarak anlayamamıştım ama bu kitapla beraber Şems'in gücünü, aşkını, onun büyük bir mutasavvuf olduğunu ve Mevlana'yı Mevlana yapan değerlerin çoğunun Şems'le olan dostluğundan sonra geldiğini gördüm.
Yazarın konuya olan hakimliğini ince detaylara girmesinden anlayabiliyoruz ancak anlatım için aynı şeyi söylemek zor. Yazar bize aşkı anlatıyor ancak niyeyse bu aşk bana yer yer çok yavan geldi, ve kitabın devam etmesini zorlaştırdı. Ard arda gelen karışık cümleler algılamamı yavaşlattı, geri dönüp tekrarlar yapmak da çok yorucu geldi.
Her şeye rağmen Şems'i tam olarak anlamadıysanız, ona son bir şans vermek için okumaya değer bir kitap.
''Aşkı kitaplardan öğrenemezsin, satırlara sığmacak kadar bal kahrıdır o, gel anlatayım sana aşkı. Önce yak kitapları. Aşkı aşıklarda arama. Aşk aşığın aynası değildir, bu nedenle körler çarşısında ayna satılmaz. Aşk kelime değil ki deftere kaydedesin, aşk paragrafları talan eder. Aşkın kitaba sığmayışı bundandır. Kitap yorum işidir, aşk yorumlarla yormaz yolunu. Aşkın kendisi başlı başına ucu bucağı gözükmeyen bir yoldur. Yola girenin geri dönüş hakkı yoktur.''
29 Temmuz 2012 Pazar
onu boşver ''Dersler nasıl?''
Hiçbir zaman sorunlu bir çocuk olmadım.
Çünkü ailemin uğraşacak yeterince derdi vardı.
Abimin dertleri...
O okuldan kaçtı, dershaneye gitmedi, sigaraya başladı, eve geç geldi, söz dinlemedi, sınıfta kaldı.
Hep onun dertleriyle uğraştık ailecek.
Ben zorluk çıkarmadım.
Ne istiyorlarsa yaptım, çoğu zaman.
İyi okulları kazandım.
Onlar kızım ders çalış demeden, ben çoktan çalışmış oluyordum.
Arkadaş çevrem düzgündü hep. Kötü alışkanlıklarım olmadı.
Ailemin okuluma geldiğini hiç hatırlamıyorum, çünkü zaten ben ''sorunsuzdum'' gerek yoktu buna.
Her zaman sonsuz güvendiler bana, abimin arkasını kolladılar ama ben özgürdüm.
Zaten ne yapmam gerektiğini biliyordum ki, gerek yoktu buna.
Hiç hata yapmadım. Bana olan güvenlerini hiçbir zaman sarsmadım.
Bana pek bir şey vermediler ama hep en iyisini bekledi çevremdekiler.
Kimse bana ''Nasılsın?'' demez oldu, hep ''Dersler nasıl?'' dediler.
Ne hissettiğimi önemsemediler.
Derslerim iyiydi, kötü alışkanlığım yoktu...
Ee daha ne mutlu olmak zorundaydım.
Onlarda hiç sormadılar ''Nasılsın'' diye.
Yoruldum böylesine hırpalanmaktan.
Hata yapmakta korkar oldum.
Çünkü neyle karşılacağımı bilmiyorum.
Bana ''Nasılsın?'' sorusunu çok görenlerin, en ufak hatamı yakaladıklarından nasıl korkunç bir kimlik takınacaklarını bilmiyorum.
Bunu düşünmek bile beni ürkütmeye yetiyor.
En zoru da ne biliyor musunuz?
Ne hissettiğimi bile önemsemedikleri halde, hepsinin benden büyük şeyler beklemesi.
İyi bölümler, iyi karneler, iyi arkadaşlar, iyi sevgililer...
Ben her şeyin en iyisini yapmalıyım.
Ben bu büyük yük altında ezilip gittiğimi hissediyorum artık.
Bir gün oturup hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum, güçlü olmayı bir kenara bırakmak istiyorum.
Salya sümük ağlayıp hissettiklerimi haykırmak istiyorum, beni dinlesinler istiyorum.
Ama o kadar kapandım ki artık içime.
Anlatma gücünü kendimde bulamıyorum.
Bu herkesin sıradan bir şeymiş gibi yaptığı şeyi yapmak, bana o kadar zor geliyor ki.
Hep içme attığım, kimseye söyleyemediğim şeyler üstümde koca bir kaya parçası oluştudu.
Ve ben onun altında ezilip gidiyorum...
26 Temmuz 2012 Perşembe
huzur diliyorum, biraz da sessizlik!
Ben bildim bileli misafirimiz çok olur. Öyle aşırı geniş çevremiz yok bir kaç aile vardır görüştüğümüz,haliyle en samimi olduklarımızdır bunlar. Bazen fazla samimiyetin bizim için iyi olmadığını hissediyorum. Bir zaman sonra insanlar ''samimiyet'' kimliğinin ardına sığınıp kırıcı olabiliyorlar. Bu da oldukça yoruyor beni, zaten kendi çapımda sıkıntılarım var benim, ailede de çıkıntılık yapanlar olunca çekilmez oluyor vallahi.
Mesela dün. İftardan sonra yürüyüşe gittik. Hadi bakalım orada aile yakınlarıyla karşılaş. Sonra her kafadan bir ses. Hadi oturalım, hadi caddeyi turlayalım. Tamam dedim hadi uyalım. Sonra bir de sahuru beraber yapma işi çıktı. Tamam normalde bayılırım ailecek yapılan sahurlara, iftarlara. Ama dün hiç havamda değildim. Ertesi gün dershanem var, yanımda bir bir ıvır zıvırım yok, duş almalıyım, kıyafete ihtiyacım var. Dedim bize gidelim önce eşyalarımı almam lazım. Sonra ''yorulduk'' itirazı çıktı herkesten. Ne gerek varmış, kursa gitmeyiverirmişim, kitap defter çok mu önemliymiş, çok önemsiyormuşum. Herkes kişilik tahlili yapmaya başladı karşımda. Yahu bir anlayın dimi, sözde bugün kurs çıkışı arkadaşlarla görüşme planımız vardı. Her insan gibi bende aptal eşofmanlarla gitmek istemem heralde. En azından temiz olmak istiyordum yahu! Yanıma da gerekli eşyalarımı almak.Tabi çok şey istiyormuşum. Sonra kuzu kuzu gittik sahura. Sahur falan yapmadan kıçımı devirip yattım ben de. Yatarken '' Haberim olmadan, adıma yapılan planlardan ne kadar sıkıldığımı düşündüm''
Sonra sabah yapış yapış saçlarla gittim kursa.
Arkadaşların planına uyamadan eve geldim ve kendimi doğruca banyoya attım.
Oh dünya varmış! Sadece odamda tek başıma kalmak istiyorum.
Bu huzuru kimse bozmasın. lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen
Mesela dün. İftardan sonra yürüyüşe gittik. Hadi bakalım orada aile yakınlarıyla karşılaş. Sonra her kafadan bir ses. Hadi oturalım, hadi caddeyi turlayalım. Tamam dedim hadi uyalım. Sonra bir de sahuru beraber yapma işi çıktı. Tamam normalde bayılırım ailecek yapılan sahurlara, iftarlara. Ama dün hiç havamda değildim. Ertesi gün dershanem var, yanımda bir bir ıvır zıvırım yok, duş almalıyım, kıyafete ihtiyacım var. Dedim bize gidelim önce eşyalarımı almam lazım. Sonra ''yorulduk'' itirazı çıktı herkesten. Ne gerek varmış, kursa gitmeyiverirmişim, kitap defter çok mu önemliymiş, çok önemsiyormuşum. Herkes kişilik tahlili yapmaya başladı karşımda. Yahu bir anlayın dimi, sözde bugün kurs çıkışı arkadaşlarla görüşme planımız vardı. Her insan gibi bende aptal eşofmanlarla gitmek istemem heralde. En azından temiz olmak istiyordum yahu! Yanıma da gerekli eşyalarımı almak.Tabi çok şey istiyormuşum. Sonra kuzu kuzu gittik sahura. Sahur falan yapmadan kıçımı devirip yattım ben de. Yatarken '' Haberim olmadan, adıma yapılan planlardan ne kadar sıkıldığımı düşündüm''
Sonra sabah yapış yapış saçlarla gittim kursa.
Arkadaşların planına uyamadan eve geldim ve kendimi doğruca banyoya attım.
Oh dünya varmış! Sadece odamda tek başıma kalmak istiyorum.
Bu huzuru kimse bozmasın. lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen
En son aldığım habere göre yarın akşam iftara bir ordu geliyor eve.
Nasıl çay yetiştircem ben onlara yaaa! Bir ablam olsaydı keşke...
24 Temmuz 2012 Salı
Dexter
Ahh Dexter...
Bu dizi yeni bağımlılığım. İlk bölümünden itibaren bilgisayar sandalyesine mahkum etti beni.:D
Biraz geç kalmış olabilirim ama büyük bir hızla aradaki açığı kapatıyorum.
2 sezonu devirdim bile.
Bakalım sevimli seri katilimiz Dexter Morgan'ın başına daha neler gelecek. İzlemeye devam. :D
Patrick Süskind/KOKU

Kütüphaneye gidişim birdenbire olmuştu. Aklımda hiç yokken elimde buluverdim bu kitabı.
Kahramanımız Jean Babtiste Granouille tüm insanı hissiyatlardan yoksun sadece kokulara karşı aşırı derecede duyarlı, ve istediği kokuları elde etmek için de cinayetten kaçınmayan bir katildir. Görmek, duymak, hissetmek Granouille için bunların hiçbir önemi yoktur. Çünkü o hassas burnuyla dünyadaki büyük küçük her şeyin kokusunu alabilmektedir.
''Sadece bir duyu organıyla erişebildiğimiz duyguları bir kitaba aktarmak'' yazar bu konuda o kadar başarılı ki bir ara yapılan koku tasvirlerini burnumun ucunda hissettim.
Konusu olsun, kurgusu olsun çok başarılı bir eser.
Başlarda karışık görünen mekan isimleri beni biraz yorsa da devam edip KOKU'nun peşine takılınca hiçbiri umrumda olmadı.
Benim için normal hayatta da önemli olan KOKU duyusunu bir kitapta okumak çok ilginçti. Bir kez daha KOKU'nun ne kadar önemli bir unsur olduğunu anladım. Ve bu konuda biraz araştırma yapmam gerektiğini hissettim çünkü biraz karıştırıldığında gerçekten çok ilginç şeyler çıkıyor altından.
Mesela ben geçmişte yaşadığım bazı olayları hatırladıkça o ana dair bir KOKU çalınıyor burnuma. O kadar garip bir his ki. Gözlerimi kapıyorum, önce olay geliyor gözümün önüne sonra o ana dair anlamsız ufak bir koku... Bunu keşfettiğim an çok merak salmıştım ama üstünü çabuk kapattım sanırım. Şimdi bu romanı okuduktan sonra KOKU konusunu biraz kurcalamam gerektiğini hissediyorum.
-Alıntılardan-
''Dünyaya dışkısından başka bir şey verdiği yoktu; ne bir gülümseme, ne bir bağırış, ne bir göz ışıldaması ne de kendi kokusu.'' Syf:25
''Ömrü boyunca, doygunluk, hoşnutluk hatta mutluluk gibisinden durumların az çok yakın şeyler yaşadığı sayılı anlarda bile soluk almaktan çok vermemeyi yeğ tutmuştu -nitekim hayatına da umutlu bir soluk alışla değil, caniyane bir çığlıkla başlamamış mıydı?- Syf:117
''Elbet insanların belli bir kokusu var değildi, bir insan yüzü de olmadığı gibi.'' Syf:150
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



