7 Ağustos 2012 Salı

Etkisi Altında: Vicdan Azabı


Geçtiğimiz sene bu zamanlar bir dost kazığı yemiştim.
Çok güvendiğim birinin bana bunu yaşatması o kadar canımı yakmıştı ki.
Anında soğumuştum ondan, sarf ettiği onca pişmanlık, özür sözcükleri buz gibi gelmişti.
Aradan bir sene geçti ve ben yeni yeni kendime geliyorum.
Oturum sakince düşündüğümde,  sanki ona haksızlık etmişim gibi hissettim kendimi.
Son bir haftadır bu duyguyu yaşıyorum.
Öyle ki rüyalarımda bile gidip ondan özür dilediğimi falan görüyorum.
Ama ben çok kırılmıştım gerçekten...
Toparlanamamıştım kolay kolay.
Bana yaptığı şey derin yaralar bırakmıştı kalbimde.
Hiç beklemediğim birinden, hiç beklemediğim bir anda hiç beklemediğim bir şey...
Şok üstüne şok.
Şimdi düşünüyorum da her insan hata yapamaz mı?
Acaba benden özür dilediğinde pişman olduğunu söylediğinde affetmeli miydim onu?
Bu dostluk benim yüzümden mi yıkıldı?
O da benim kadar acı çekmiş miydi?
Hiç birinin cevabını veremiyorum.
Ama vicdanım rahat bırakmıyor beni.
Rüyalarım kabusa dönüşüyor, yüzüme kapanan kapılar hata yaptığımı söyleyen insanlar görüyorum.
Keşke bu kadar uzamasaydı her şey, keşke beni henüz olay yeni yaşanmışken bir başıma bırakmasaydı arayıp sorsaydı. Belki o zaman affedebilirdim. Araya bu kadar soğukluk girmezdi.
Şimdiki vicdan muhasemde olmazdı belki de.
İlerde birgün yine bu olay aklıma gelince suçluluk duygusuna kapılmak istemiyorum.
Gerçekten ne yapacağımı bilmiyorum.
Ya vicdan denen şeyi söküp atacağım kalbimden, yoluma öyle devam edeceğim.
Ya hissettiklerimi söyleyeceğim ona.
Ama işte nasıl söyleyeceğim.
Affet beni sen haklıydın tek hatalı bendim mi diyeceğim.
Bu kendime, yaşadıklarıma yapılan bir haksızlık sayılmaz mı.
Hata yapan oydu. Beni üzen, ağlatan oydu.
Peki nerden çıktı şimdi bu vicdan azabı?
Kafamda bir sürü cevapsız soru var ve benim ne yapmam gerektiğine dair hiçbir fikrim yok.

5 Ağustos 2012 Pazar

illa yazacaksak hani



Kulağıma kulaklıklarımı takıp, uzun yürüyüşlere çıkıyorum şu aralar.
O kadar iyi geliyor ki.
Yürüyüş sonunda parklardaki su fıskiyelerinden birine içine atıyorum kendimi. :D
Oh buz gibi, sırılsıklam dönüyorum eve. :D

Şu aralar bir de pasta- börek durumlarına takmış durumdayım. Her gün birini deniyorum. Gelen yorumlar çok mutlu ediyor beni. Mesela geçenlerde kahveli-zencefilli- kek yaptım ev halkı öldü bitti. :D Elimin lezzeti varmış öğrenmiş oldum. Gerçi bugün yaptığım muffinler kalıplardan tepsiye doldu taştı ama ilk seferde olur böyle şeyler dimi ama. :P

İki parça halinde verdiğimiz iftar yemeklerini de şükür atlattık. O kadar yorucuydu ki. Hiçbir şey anlamadım valla. Kalabalık misafir ağırlamak zor iş. Hele evde tek kızsan.

Kursa gelip gidiyorum ama evde kitabın yüzünü açmadım.
Çalışmam gerektiğini biliyorum, fikir olarak kafamda hep var ama pratiğe geçemedim daha.
İlham perimin ( ya da hangi yardımcı periyse artık) bir an önce gelmesini bekliyorum.
En azında iki sene içerisinde bir ara uğrarsa çok iyi olur, ayrı geçirdiğimiz önceki iki senenin özlemini gidermemiz gerekiyor zira.

Kullanıp atılan Tuvalet Kağıdı'ndan sevgiler efenim^^



31 Temmuz 2012 Salı

Sinan Yağmur/AŞKIN GÖZYAŞLARI Tebrizli Şems


Sonunda bitirebildim Tebrizli Şems'in ağzından anlatılan bir biyografik roman olan ''Aşkın Gözyaşları''nı.
Daha önce Mevlana'ya ve Tebrizli Şems'e dair Elif Şafak'ın Aşk kitabını okumuştum, orada Şems'i tam olarak anlayamamıştım ama bu kitapla beraber Şems'in gücünü, aşkını, onun büyük bir mutasavvuf olduğunu ve Mevlana'yı Mevlana yapan değerlerin çoğunun Şems'le olan dostluğundan sonra geldiğini gördüm.


Yazarın konuya olan hakimliğini ince detaylara girmesinden anlayabiliyoruz ancak anlatım için aynı şeyi söylemek zor. Yazar bize aşkı anlatıyor ancak niyeyse bu aşk bana yer yer çok yavan geldi, ve kitabın devam etmesini zorlaştırdı. Ard arda gelen karışık cümleler algılamamı yavaşlattı, geri dönüp tekrarlar yapmak da çok yorucu geldi.

Her şeye rağmen Şems'i tam olarak anlamadıysanız, ona son bir şans vermek için okumaya değer bir kitap.


''Aşkı kitaplardan öğrenemezsin, satırlara sığmacak kadar bal kahrıdır o, gel anlatayım sana aşkı. Önce yak kitapları. Aşkı aşıklarda arama. Aşk aşığın aynası değildir, bu nedenle körler çarşısında ayna satılmaz. Aşk kelime değil ki deftere kaydedesin, aşk paragrafları talan eder. Aşkın kitaba sığmayışı bundandır. Kitap yorum işidir, aşk yorumlarla yormaz yolunu. Aşkın kendisi başlı başına ucu bucağı gözükmeyen bir yoldur. Yola girenin geri dönüş hakkı yoktur.''



29 Temmuz 2012 Pazar

onu boşver ''Dersler nasıl?''


Hiçbir zaman sorunlu bir çocuk olmadım.
Çünkü ailemin uğraşacak yeterince derdi vardı.
Abimin dertleri...
O okuldan kaçtı, dershaneye gitmedi, sigaraya başladı, eve geç geldi, söz dinlemedi, sınıfta kaldı.
Hep onun dertleriyle uğraştık ailecek.
Ben zorluk çıkarmadım.
Ne istiyorlarsa yaptım, çoğu zaman.
İyi okulları kazandım.
Onlar kızım ders çalış demeden, ben çoktan çalışmış oluyordum.
Arkadaş çevrem düzgündü hep. Kötü alışkanlıklarım olmadı.
Ailemin okuluma geldiğini hiç hatırlamıyorum, çünkü zaten ben ''sorunsuzdum'' gerek yoktu buna.
Her zaman sonsuz güvendiler bana, abimin arkasını kolladılar ama ben özgürdüm.
Zaten ne yapmam gerektiğini biliyordum ki, gerek yoktu buna.
Hiç hata yapmadım. Bana olan güvenlerini hiçbir zaman sarsmadım.
Bana pek bir şey vermediler ama hep en iyisini bekledi çevremdekiler.
Kimse bana ''Nasılsın?'' demez oldu, hep ''Dersler nasıl?'' dediler.
Ne hissettiğimi önemsemediler.
Derslerim iyiydi, kötü alışkanlığım yoktu...
Ee daha ne mutlu olmak zorundaydım.
Onlarda hiç sormadılar ''Nasılsın'' diye.
Yoruldum böylesine hırpalanmaktan.
Hata yapmakta korkar oldum.
Çünkü neyle karşılacağımı bilmiyorum.
Bana ''Nasılsın?'' sorusunu çok görenlerin, en ufak hatamı yakaladıklarından nasıl korkunç bir kimlik takınacaklarını bilmiyorum.
Bunu düşünmek bile beni ürkütmeye yetiyor.
En zoru da ne biliyor musunuz?
Ne hissettiğimi bile önemsemedikleri halde, hepsinin benden büyük şeyler beklemesi.
İyi bölümler, iyi karneler, iyi arkadaşlar, iyi sevgililer...
Ben her şeyin en iyisini yapmalıyım.
Ben bu büyük yük altında ezilip gittiğimi hissediyorum artık.
Bir gün oturup hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum, güçlü olmayı bir kenara bırakmak istiyorum.
Salya sümük ağlayıp hissettiklerimi haykırmak istiyorum, beni dinlesinler istiyorum.
Ama o kadar kapandım ki artık içime.
Anlatma gücünü kendimde bulamıyorum.
Bu herkesin sıradan bir şeymiş gibi yaptığı şeyi yapmak, bana o kadar zor geliyor ki.
Hep içme attığım, kimseye söyleyemediğim şeyler üstümde koca bir kaya parçası oluştudu.
Ve ben onun altında ezilip gidiyorum...


26 Temmuz 2012 Perşembe

huzur diliyorum, biraz da sessizlik!

Ben bildim bileli misafirimiz çok olur. Öyle aşırı geniş çevremiz yok bir kaç aile vardır görüştüğümüz,haliyle en samimi olduklarımızdır bunlar. Bazen fazla samimiyetin bizim için iyi olmadığını hissediyorum. Bir zaman sonra insanlar ''samimiyet'' kimliğinin ardına sığınıp kırıcı olabiliyorlar. Bu da oldukça yoruyor beni, zaten kendi çapımda sıkıntılarım var benim, ailede de çıkıntılık yapanlar olunca çekilmez oluyor vallahi.

Mesela dün. İftardan sonra yürüyüşe gittik. Hadi bakalım orada aile yakınlarıyla karşılaş. Sonra her kafadan bir ses. Hadi oturalım, hadi caddeyi turlayalım. Tamam dedim hadi uyalım. Sonra bir de sahuru beraber yapma işi çıktı. Tamam normalde bayılırım ailecek yapılan sahurlara, iftarlara. Ama dün hiç havamda değildim. Ertesi gün dershanem var, yanımda bir bir ıvır zıvırım yok, duş almalıyım, kıyafete ihtiyacım var. Dedim bize gidelim önce eşyalarımı almam lazım. Sonra ''yorulduk'' itirazı çıktı herkesten. Ne gerek varmış, kursa gitmeyiverirmişim, kitap defter çok mu önemliymiş, çok önemsiyormuşum.  Herkes kişilik tahlili yapmaya başladı karşımda. Yahu bir anlayın dimi, sözde bugün  kurs çıkışı arkadaşlarla görüşme planımız vardı. Her insan gibi bende aptal eşofmanlarla gitmek istemem heralde. En azından temiz olmak istiyordum yahu! Yanıma da gerekli eşyalarımı almak.Tabi çok şey istiyormuşum. Sonra kuzu kuzu gittik sahura. Sahur falan yapmadan kıçımı devirip yattım ben de. Yatarken '' Haberim olmadan, adıma yapılan planlardan ne kadar sıkıldığımı düşündüm''


Sonra sabah yapış yapış saçlarla gittim kursa.
Arkadaşların planına uyamadan eve geldim ve kendimi doğruca  banyoya attım.
Oh dünya varmış! Sadece odamda tek başıma kalmak istiyorum.
Bu huzuru kimse bozmasın. lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen  lütfen 






En son aldığım habere göre yarın akşam iftara bir ordu geliyor eve.
Nasıl çay yetiştircem ben onlara yaaa! Bir ablam olsaydı keşke...