6 Mart 2015 Cuma

hangisi gerçek?



Son zamanlarda izlediğim en farklı konuya sahip bir filmden bahsetmek istedim bugün hakkım olmayarak. Gitgide yalnızlaşan ve sanallaşan insanoğlunu ele alıyor.
İsmi ''HER''
Geleceğin dünyasında gelişen teknolojiyle beraber insan zekasına ve duygusuna eşdeğer yapay zekalar geliştirilir. Bizim yalnız ve romantik kahramanımız Theodore bu işletim sistemlerinden biri olan Samantha'ya aşık olur.

Konu kısaca böyle, onun dışında pek de bir numarası yok aslında filmin. Ama benim asıl bahsetmek istediğim ne filmin konusu, ne zaman zaman biraz sıkıcı olabilen işleyişi.
Asıl konuşulması, üzerinde tartışılması gereken şey bu filmin ne kadar bizden olduğu. Günümüzde hepimiz Theodore gibi değil miyiz allahaşkına. Mesela niye bu blogdayız? Niye hiç tanımadığımız, görmediğimiz insanların yazdığı bir kaç cümle bizi mutlu ediyor ya da üzebiliyor. Sanal bir aşka kapılmayan kaldı mı ki aranızda? Bazen gece yarılarına kadar connected2.me'den bulduğumuz insanlarla deli gibi sohbet etmiyoruz sanki. Konuşmanın üstüne uykuya dalarken hayaller kurmuyor muyuz o tanımadığımız insanlara dair. Bana çok oluyor mesela. Biriyle konuşuyorum görmeden, dokunmadan bilmeden. Sonra diyorum ki keşke yanımda olsa çok uyumlu olabilirdik, çok sevebilirdik diyorum.

Peki mümkün mü bedenden bağımsız salt zihinle bir aşk yaşayabilmek?
Bu tür bir aşk gerçek mi ya da asıl gerçek olan bu tür bir aşk mı?

Filmden sonra kafanızı mıncıklayan sorulardan bir kaç tanesi sadece bunlar.
Sizde allak bullak olan kafanızı tamamen çorba yapmak istiyorsanız izleyin derim

Sağlıcakla.

 

13 Şubat 2015 Cuma

9 Ocak 2015 Cuma

koku aldatmaz

‘’Tuhaf ama genellikle sonradan yaşantımızın en önemli kişisi haline gelen insanlardan ilk anda hoşlanmayız.’’

Çünkü;

Sözcükler.


Evet sözcükler. Biz sözcükleri derdimizi anlatmak, kendimizi anlatmak için bir araç olarak kullanırız. Ki bu insanoğlunun düştüğü en büyük yanlıştır. Konuşmak seçilebilecek en kötü iletişim yoludur, çünkü sözcükler çoğu zaman yanlış anlaşılmalara sebebiyet verirler. Hatta sözcükler her zaman yanlış anlaşılır. Sözcükler hiç anlaşılmaz. Halbuki ‘’bakışabiliriz’’. Gözler doğruyu söyler ve göz göze geldiğinde titreyen iki kalp birbirini en iyi anlayan iki kalptir. Olmadı ‘’dokunuruz’’ sen sevmiyorsan bakışmayı. Elimi tuttuğunda aldığın sıcaklığı nasıl saklayabilirsin ki, bu nasıl anlaşılmaz. Dokunmak hissetmek demektir, önce sıcaklık duyarsın sonra tüm iliklerine kadar titreme. 

Sevmez misin dokunmayı? Unut o zaman hepsini KOKLA beni. Sarıl, çek kokumu içine. Çekeyim kokunu içime. Ne koktuğunun bir önemi yok, hisset yeter.  Aman dikkat sakın konuşmayalım. İzin vermeyelim sözcüklerin aramıza girmesine.  Çünkü sözcükler aldatır aşkım, sen durma KOKLA sadece.

7 Ocak 2015 Çarşamba

Çektim Dumanını İçime

Nerede olduğunu kestiremediğim bir yerde içtim ilk sigaramı. Zaten hiç anlayamadım bu hayatın neresinde olduğumu. Soğuk bir otobüs terminali olduğunu hatırlıyorum  yalnızca. Kim bilir hangi unutulmuş şehrin, hangi unutulmuş yerinde...
Hava çok soğuktu ve ben çok yalnızdım.
Önümde yalnız geçireceğim bir sekiz saat vardı. Heh keşke, keşke yalnızlığım sekiz saat sonra bitseydi. Bitmeyecekti, bunu biliyordum.
Çektim içime dumanını, üfledim rüzgara. Gelip geçen koca bir yıla selam verme şeklimdi bu benim. Anca böyle ifade edebildim o an kendimi. Ne acı, hayata karşı başka bir haykırış biçimim kalmamıştı. Zaten neye sahip oldum ki? Söyle neyin bir ucundan tutabildim? Kimin kulaklarına haykırdım fısıltıyla ''seni seviyorum'' diye. Olmadı, yapamadım. İşte geçip gitti bir yıl daha.
Hadi sen söyle. Hatırlamıyorum iki yıldır mı üç yıldır mı beraberiz seninle. Sen söyle neden olmuyor? Bak her şeyimi bir tek sana anlatabiliyorum. Sen de söyleyemezsen, ne yapayım ki ben ? Kime gideyim? Kime sorayım?

Öfkem siktir olan yıllara değil. Öfkem o yıllar içinde kaybettiğim ruhuma.
Şimdi adını sanını bilmediğim bu mola yerinden sesleniyorum ruhuma ve hayat denen'e.

''Söyleyecek, anlatacak, hatta yazacak hiçbir şeyim kalmadı.Dur artık, bekle beni.Biraz zaman ver. Ben bir sigara içip geliyorum.'' 

                                                                           2 Ocak 2015     02.51
                                                                                                                                                                                                                              

10 Ağustos 2014 Pazar

geceye günaydın





Garip huylarım vardır.
Güne merhaba diyen ilk insan ben olursam, onu karşılarsam en sıcak gülümsememle. Artık kanlı gözlerime bir gram dahi uyku girmez. Nedenini gözlerimi karanlığa gömerek, o yüce gün ışığına saygısızlık etmek istemeyişime bağlarım. Aman ne büyük saygı, ne cüretkar davranışlar böyle. Kanlı gözlerim yaşarıyor bu duruma. Öyle ya, ben değil miyim gecenin karanlık bekçisi? Ben değil miyim onun tek sırdaşı? Şimdi nerden bulaştı bu hainlik kanıma bilmiyorum. 
İşte yaşadım geceyi. O güzel karanlığı damarlarımda hissettim. Şimdi gün ışıldadığında içimdeki karanlığa dönmemin vakti. 
Haydi kapat gözlerini ve gün karanlığa teslim etmeden nöbetini asla açma.